Devlet Ana Romanının Özeti - Kemal Tahir

2008-02-08 22:28:00

Romanın ilk baskısı 1967 yılında Bilgi Yayınevi tarafından yapılmıştır. Elimizdeki en son basım tarihi ise 1984′ün Ocak ayıdır.  Roman tek ciltten ibaret olup, ön kapak sade bir baskıya yer verirken arka kapakta kitabın özeti ve yazardan birkaç söz yer almaktadır. Romanın Konusu: Osmanlı devletinin aşiret dönemindeki yaşam tarzı, adaletleri gelenek ve görenekleri konu edilerek nasıl devlet olma mertebesine yükseldiğinin destansı bir ifade tarzı ile okuyucuya verilmesi söz konusudur. Eserde Osmanlı imparatorluğunun aşiretlik devrine inilerek Söğüt’ teki yaşam tarzı dikkatlere sunulmuştur. Bu mekan içerisinde Osmanlı beyliğinin yükselmesine sebep olan tarihi şahsiyetler dahil edilmiştir. Bu şahsiyetler içinde Osmanlı aşiretinin kurucusu Ertuğrul Gazi ile oğlu Osman Bey ve onun oğlu Orhan Bey mütalaa edilmektedir. Olay: Notüs Gladyüs, burada geçici olarak konaklamaktadır. Bu hanı Mavro ablası Liya ile birlikte işlemektedir. Notüs Gladyüs’ ün Türkopol Uranha isminde arkadaşı vardır. Notüs Gladyüs, oldukça alçak ve karaktersiz bir kişidir. Karanlıktan yararlanarak Liya’nın odasına girer ve ona tecavüz etmeye kalkar ancak Liya’nın elindeki bıçağın zehirli olduğunu söylemesi üzerine bu emelini gerçekleştiremez. Diğer yandan Liya, Türk genci olan Demircan’a aşıktır. Bir gün Liya ile Demircan’ı buluşma halinde yakalar ve acımadan Demircan’ı öldürür aynı zamanda Liya’ya tecavüz eder. Yardımcı Türkopol Uranha’dır. Bu olay Osmanlı aşiretinde Osman Bey’in oğlu Orhan ve Demircan’ın kardeşi Kerim tarafından görülür. Kerim, olay karşısında şok geçirir inanamaz. Orhan Bey Kerim’i yatıştırır ve olaydan bütün söğü... Devamı

Vur da Öyle Git - CEMAL SAFİ

2008-03-30 23:41:00

İdam mahkumunun söz hakkı vardır Bari son arzumu sor da öyle git Arının çiçekte göz hakkı vardır Bir buse için dur da öyle git Madem gidiyorsun bura son durak Ne adres, ne mektup, ne resim bırak Kendinden bir parça bir cisim bırak Saçından birkaç tel ver de öyle git Ardımdan bir damla yaş dökeceksen Adımı andıkça ah ah çekeceksen Kabrime bir gonca gül dikeceksen Ne olur yaşatma vur da öyle git Hem yıllarca oyna gönül sahnemde Hem perdeyi kapat en mutlu demde Sitem oklarına hedef sinemde Açtığın yarayı sar da öyle git Pişmanlık duyarda dönersen geri Gel de gör aşkından kalan eseri Seyret ateşinin düştüğü yeri Hasretin zulmünü gör de öyle git Devamı

Cengiz Aytmatov'un hayatı, edebi kişiliği, eserleri

2008-03-30 21:52:00

              Cengiz Aytmatov 12 Aralık 1928 tarihinde Kuzeybatı Kırgızistan'daki Talas eyaletinin Şeker köyünde doğdu. Adı, Cengiz Han'dan esinlenerek verilmiştir.             Babası Törekul Aytmatov, annesi Nagima Hamzayevna Aytmatova’dır. Memur olan babası 1937 yılında Stalin’in temizlik harekatının kurbanları arasına katılır. Kemikleri 1991 yılında bulunur. Aytmatov’un amcası da 2. Dünya savaşında ölmüştür. Annesi çeşitli memuriyetlerde bulunmuş modern bir kadındır. Dört çocuğunu kendi başına büyütmek durumunda kalmıştır. Cengiz Aytmatov ilkokula kendi köyünde gider.            Babaannesi Ayımkan etrafında saygı gören bilge bir kadındır. İrticalen şiirler söyler, beş-altı yaşından itibaren torununu ninniler, masallar, efsanelerle besler. Aytmatov çok küçük yaşlardan itibaren ozanların atışmalarını dinler, sohbetlerine katılır. Şifahi kültürün çok canlı yaşandığı bu toprakların destani havası yazarı içten içe kuşatıp zenginleştir.            İkinci Dünya savaşının yokluk yıllarını babasız geçiren Aytmatov, çocuk yaşından itibaren çalışmaya başlar. On yaşında toprağı işler. On dört yaşında şeker köyünde köy sovyeti kolhozu sekreterliğine getirilir. Bir yıl da vergi memuru olarak çalışır. Bu sıralarda, erkekler cephede savaşırken, köylerde kadın ve çocukların çektikleri sefalete şahit olur. 1946’da Kazakistan’ın Cambul şehrinde veteriner teknik okuluna gider. Bu okul bitince 1948’de Kırgızistan tarım enstitüsüne devam eder. 1953’de buradan veteriner olarak mezun olur.    &... Devamı

Vehip Sinan hayatı, sanatı ve kişiliği

2008-03-31 08:01:00

Ünlü çizer Vehip Sinan 1929 yılında İstanbul'da doğdu. Çocuk yaşlarda başladığı çizim işini, 2000'li yıllara kadar devam ettirdi. En bilinen çizgi tipi 'Topuz' oldu. Düzenli olarak ilk defa Ceylan Yayınlarında çalışmaya başladı. Yeni İstanbul, Babiali'de Sabah, Tercüman, Zaman ve Türkiye gibi gazetelerden sonra Yeni Asya gazetesi ve Can Kardeş Çocuk dergisinde uzun yıllar karikatür çizdi. Topuz"un Maceraları adlı çizgi-romanı, kitap olarak da yayınlandı. 18 Nisan 2010 tarihinde İstanbul'da vefat etti. Vehip Sinan anlatıyor: ‘Karikatür abartma sanatıdır’ 1929 yılında yayına başlayan Çocuk Sesi Dergisiyle, yaşıtım. Çizerliğe 3.5 yaşında elime geçen her kağıda karalayıp çizim yaparak başladım diyebilirim. Çocukken Çocuk sesi ve Afacan’daki Mandrake, Kızıl Maske’yi ve kara bir kaplanları olan iki küçük çocuğun Afrika’daki maceralarının çizildiği iki izciyi sever ve takip ederdim. Velhasıl ne çıkarsa çok seviyordum. Bilhassa Batı kaynaklı gayet ciddi çalışılmış eserleri çok severdim. Abim ve ablamdan yürüttüğüm defter sayfalarını birbiri ardına çizimlerle doldururdum. Fakat bir süre sonra bu çizim merakım kesildi. Babıali’ye giriş Doğan Kardeş’te 1944’te yayına başlamıştı. Ben de 1944-45 filandı. Lise birinci sınıftaydım. Liseden sonra Yüksek Mimari’de bir sene okudum. Askere gittim geldim. Felsefe bölümünde bir sene okudum. O yıllarda babam vefat etti. Abim askere gitti. Ailemin geçimini sağlamak bana kaldı. Bu yüzden biraz da zoraki olarak Bab-ı ali’ye girdim. Ve düzenli olarak ilk kez Erdoğan Ege’liyle birlikte Ceylan yayınlarında çalışmaya başladım. İllüstratif resimler yapıyordu... Devamı

Yunus Emre'nin hayatı, edebi kişiliği, eserleri, şahsiyeti

2008-03-29 06:24:00

Hakkında çok az bilgi bulunan Yûnus Emre, Anadolu Selçuklu Devleti'nin dağılmaya ve  Türk Beylikleri'nin kurulmaya başladığı 13. yüzyıl ortalarından Osmanlı Beyliği'nin kurulmaya başladığı 14. yy'ın başlarında Orta Anadolu'da doğup yaşamış bir Türkmen bilgesi, şair ve bir erendir. Yûnus'un yaşadığı yıllar, Anadolu Türklüğünün Moğol akın ve yağmalarıyla, iç kavga ve çekişmelerle, siyasî otorite zayıflığıyla, dahası kıtlık ve kuraklıklarla perişan olduğu yıllardır. Bu yıllar aynı zamanda, çeşitli sünni olmayan mezhep ve inançların, batınî ve mutezilî görüşlerin de yoğun bir şekilde yayılmaya başladığı bir zamandır. İşte böyle bir ortamda,  Yûnus Emre, Allah sevgisini, aşk ve güzel ahlakla ilgili düşüncelerini, her türlü batıl inanca karşı, gerçek İslam tasavvufunu işleyerek Türk-İslam birliğinin oluşmasında önemli görevler yapmıştır. Çeşitli belgelerden anlaşıldığına göre, Yûnus Emre, Hicri. 648 (Miladi. 1240) yılında doğmuş, 82 yıl yaşadıktan sonra H. 720 (M. 1320) yılında vefat etmiştir. Doğduğu yer konusundaki tartışmalar Eskişehir'in Mihalıççık ilçesine bağlı Sarıköy ile Karaman üzerinde yoğunlaşmaktadır. Menakıpnâmelerle şiirlerinden çıkarılan bilgilere göre Babalılardan Taptuk Emre'nin dervişidir.Şiirlerinden tasavvuf yolunu seçtiği, iyi bir öğrenim gördüğü anlaşılmaktadır. Anadolu kentlerini dolaştığı, Azerbaycan ve Şam'a gittiği, Mevlana'yla görüştüğü, giderek şeyh olduğu da bu bilgiler arasındadır.   Gel Gör Beni Aşk Neyledi Ben yürürüm yana yana Aşk boyadı beni kana Ne akîlem ne div&ac... Devamı

Mehmet Akif Ersoy'un Hayatı, Eserleri, Kişiliği

2008-01-24 22:27:00

Bir Destan Adamı Mehmet Akif Ersoy( 1873- 1936 ) Abdurrahman Şen   Büyük Vatan Şairi Mehmet Âkif Ersoy, 1873 yılında İstanbul’un Fatih semtinde doğdu. 4-5 yaşlarında iken Emir Buhari Mahalle Mektebiyle başlayan öğrencilik yılları, Fatih İlkokulu ve Fatih Merkez Ortaokulu ile devam etti. Âkif çocukluğunda, ele avuca sığmayan, çalışkan ama haşarı, okuldan döner dönmez sokağa fırlayan, ağaçlara tırmanan, kabına sımayan bir mizaca sahipti. Ortaokuldan sonra devrin en parlak öğrenim kurumu olan Siyasal Bilgiler Fakültesi’ne geçti. Fakültede okurken babası vefat etti, evleri de bir yangında yok oldu. Maddî imkânsızlık yüzünden fakülteyi yarıda bırakmak zorunda kalan Âkif, mezunlarına daha iyi iş imkânları sağlayan Veteriner Fakültesine geçiş yapmak zorunda kaldı. Âkif eğitiminin yanısıra, Kıyıcı Osman’dan güreş öğreniyor, köylerde yağlı güreş tutuyor, taş yarıştırıyor, boğazı karşıdan karşıyla yüzerek geçiyor, çok sevdiği okulun “Doru” isimli atına biniyor ve uzun yürüyüşlere çıkıyordu. Veteriner Fakültesini birincilikle bitiren Âkif, dört sene kadar Anadolu, Balkanlar, Arabistan ve Arnavutluk'ta dolaştı; mesleğiyle ilgili inceleme ve araştırmalarda bulundu. İstanbul'a döndüğü zaman, Halkalı Ziraat Okulu'nda kompozisyon, Üniversite'de edebiyat dersleri verdi. Mehmed Âkif Ersoy, İzmir'in Yunanlılar tarafından işgal edildiğini duyunca; köyleri, kasabaları, şehirleri dolaşmış; camilerde, köy kahvelerinde ve sokaklarda konuşmalar yapmış ve şiirler söylemiştir. Dinlenmeden, yorulmadan Anadolu'yu adım adım dolaşarak, halkı uyarmaya ve uyandırmaya çalışmıştır. İstanbul’un işgalinden sonra, Anadolu&... Devamı

Minyatür Örnekleri

2008-01-17 09:43:00

                    Devamı

Az gittik uz gittik özeti (masal)

2008-02-15 23:43:00

Ayşe, Fatma Kuzular: Bir koyunun Ayşe ve Fatma isminde iki kuzusu varmış. Her gün otladıktan sonra gelir: “Ayşe, Fatma kuzular!  Memelerim sızı­lar. ..” diyerek onları emzirirmiş. Bir gün kurt kapıya gelmiş, an­neleri gibi melemiş. Kuzular, sesi kalın olduğu için inanmamışlar. Kurt da gidip yumurta içmiş. Sesi incelmiş, ancak kuzular ayakla­rını görmek istemişler. O da gitmiş, ayaklarını una bulayıp yeni­den gelmiş. Bu sefer kuzular kanıp, kapıyı açmışlar. Kurt da onla­rı yemiş. Anneleri gelince olanları anlamış. Bir kuyu açmış, içini çili çırpı ile doldurmuş. Üstüne bir minder koymuş. Sonra da yola çıkıp, kurdu görmüş ve “Ayşe’m ile Fatma’m öldü, onlar için yemek vereceğim, buyur gel” diyerek davet etmiş. Kurt iştahla gelmiş. Mindere oturunca, kuyuya düşmüş. Koyun, çılı çırpıyı tutuştu­runca, kurt yanarak ölmüş. Tilki: Tilki, çok acıkınca bir delikten bağa girer. İyice karnını doyu­rur, fakat bu sefer de girdiği delikten geri çıkamaz. Ölü taklidi yaparak uzanır. Bağ sahibi, gelince yenen üzümlerini ve ölen tilkiyi görür. Söylene söylene kuyruğundan tutup dışarı fırlatır. Tilki hemen kaçar. Ertesi gün, arkadaşlarına “Ben bir bağ aldım, hadi gidelim” der. Bütün tilkiler doluşurlar bağa, başlarlar yemeye. Bizim tilki hem yer, hem gelip delikte geçip geçemeyeceğini ölçermiş. Tabii bağ sahibi farkına varıp da gelince, olanları görür. Kurnaz tilki hemen delikten kaçıp gider. Diğerleri kaçamayınca, bağ sahibi bunlara ver eder dayağı. Kuyruğu Zilli Tilki: Bir zamanlar kuyruğu zilli bir tilki varmış. Seyahate &... Devamı

Hacı Murat romanının özeti, kritiği, yer, zaman ve şahısları

2008-01-16 04:10:00

Tolstoy bu romanında , Rus - Kafkas savaşlarını incelerken savaşın şiddeti , yaşam sevgisi gibi konuları işliyor.Bu iki olay arasında bağlar kuruyor.Çoğu yerde savaşın gereksizliği ve acımasızlığını anlatmaya çalışıyor. Tarih 1840-50 yıllarıdır ,hikayenin geçtiği yer Tiflis ,Grozni , şimdiki Gürcü ve Çeçen şehirleridir. Her iki taraftan da kayıplar olmakta yaşamlar son bulmaktadır.Yazarımız bu hayatları ,yaşamak adına yapılanları kişilerin kendi haleti ruhiyeleri üzerinde değerlendirmekte ve romana psikolojik bir hava katmaktadır. Romanımızın baş kahramanı Hacı Murat’tır.Hacı Murat çeçen asıllı ve yıllarca Ruslarla savaşmış düşmanları tarafından bile methedilen bir kahramandır. Şeyh Şamil’le yaşadığı bazı sorunlar yıllar süren arkadaşlıklarını bitirmiş ve Hacı Murat Ruslara sığınmıştır. Ruslar, Hacı Murat’la Şamil arasındaki sorundan faydalanmak istemekte Hacı Murat’a çok iyi davranmaktadırlar . Onu kendi evlerinde misafir edip çeşitli hediyeler vermekte Hacı Murat da bu sevgiye karşılık vermektedir.Hacı Murat’ı balolarına, tiyatrolarına götürmekte; onlara kendi kültürlerini tanıtmaktadırlar.Hacı Murat’sa kendi kültüründen kendi değerlerinden vazgeçmemekte gerektiğinde Ruslardan sözünü esirgememektedir.Yıllarca savaşan insanlar aslında birbirlerine bu kadar yakındır. Hacı Murat kaldığı süre boyunca kendi içinde fırtınalar yaşamakta yaptığı ihaneti sorgulamaktadır.Ruslar da ondan şüphelenmekte onun Şamil tarafından gönderilmiş bir casus olabileceğini düşünmektedirler. Bu yüzden Hacı Murat’ın kaçmaması için çok dikkat ederler. Şamil, Hacı Murat’ın ihanet ettiğini duyunca onun ailesini esir eder.Hacı Murat da Ruslardan ailesini kurtarmalarını istemekte . Eğer kurtarmazlarsa onlara yardım et... Devamı

Tahir ile Zühre Meselesi - Nazım Hikmet Ran

2008-02-15 10:47:00

tahir olmak da ayıp değil zühre olmak da hattâ sevda yüzünden ölmek de ayıp değil, bütün iş tahirle zühre olabilmekte yani yürekte. meselâ bir barikatta dövüşerek meselâ kuzey kutbunu keşfe giderken meselâ denerken damarlarında bir serumu ölmek ayıp olur mu? tahir olmak da ayıp değil zühre olmak da hattâ sevda yüzünden ölmek de ayıp değil. seversin dünyayı doludizgin ama o bunun farkında değildir ayrılmak istemezsin dünyadan ama o senden ayrılacak yani sen elmayı seviyorsun diye elmanın da seni sevmesi şart mı? yani tahir’i zühre sevmeseydi artık yahut hiç sevmeseydi tahir ne kaybederdi tahirliğinden? tahir olmak da ayıp değil zühre olmak da hattâ sevda yüzünden ölmek de ayıp değil. nazım hikmet ran anasayfa Devamı

Tahir ile Zühre Hikayesinin Özeti

2008-02-15 00:56:00

Geçmiş zaman ve eski günlerde zengin ve şöhretli bir padişah vardır. Malı, mülkü, askeri kısaca herşeyi vardır. Ancak çocuğu olmamaktadır. Doktorlara gitmiş derdine çare bulamamıştır. Bunlardan fayda göremeyince kendisini eğlenceye verir ve yaptırdığı bahçeye gidip gelmeye başlar. Bir gün veziri ile çarşıda dolaşmaya çıkar. “Her kim bana bir altın verirse Tanrı onun muradını versin.” diyen bir dilenciye para verir. Oradan ayrılıp bahçeye doğru giderler ve bir ağacın altında otururlar. İleride bir ağacın altında da yaşlı bir derviş görürler, onun yanına giderler. Derviş “marifetlerim vardır” deyince, padişah gönlünden geçeni bilmesini ister. Derviş de padişah ve vezirin çocuğunun olmadığını, evlat istediklerini bilir. Bunun üzerine dervişten yardım isterler. Derviş de cebinden  bir elma çıkarır ve ikiye böler. Bu elmaları yerlerse çocukları olacağını, padişahın kızı, vezirin oğlu olacağını, ama onları ayırmamalarını, evlendirmelerini söyler. Padişah da vezir de çok sevinir. Akşam elmayı yerler ve dokuz ay on gün sonra padişahın kızı, vezirin oğlu olur. Kızın adını Zühre, oğlanın adını Tahir koyarlar. Tahir ile Zühre birlikte büyürler. En tanınmış hocalardan ders alırlar ve çok zeki olduklarından her şeyi öğrenirler. Fakat on yaşında Zühre’nin gönlü Tahir’e düşer ve uyurken Tahir’i öper. Tahir çok kızar çünkü kardeş olduklarını sanır. Bir gün Zühre Tahir’i yine öper ve Tahir de Zühre’yi döver. Zühre o kadar üzülür ki Allah’a “Allah’ım benim sevgimin yarısını Tahir’e ver” diye dua eder. Tahir de Zühre’ye aşık olur. Bu sefer Zühre kendini naza çeker. Ancak kardeş olmadıkla... Devamı

Halk hikayesi, Halk hikayelerinin özellikleri, konuları

2008-02-14 14:23:00

16. yüzyıldan itibaren görülmeye başlanan, genellikle aşıklar tarafından nazım-nesir karışık bir ifade tarzı ile dinleyicilere karşı anlatılarak nesilden nesile intikal eden, yer yer masal ve destan özellikleri gösteren hikayelerdir. (Albayrak Abdullah, 1993) Halk hikayeleri ile destan arasında belirli farklar vardır. Bunları şöyle sıralamak mümkündür: A-) Tarihi bir olayın olması şart değildir. B-) Nazım(şiir)-nesir(düz yazı) karışıktır. Zamanla nesir nazıma üstünlük kazanmıştır. C-) Şahısları ve olayların anlatılmasında realist çizgilere daha çok yer verilmiştir. D-) Kahramanlıktan çok aşk maceraları konunun ağırlığını teşkil etmektedir. Konuları Bakımından Halk Hikayeleri: 1-) Aşk Hikayeleri 2-) Kahramanlık Hikayeleri 3-) Aşk ve Kahramanlık Hikayeleri Coğrafi Yayılışları Bakımından Halk Hikayeleri: 1-) Anadolu'da Bilinen Halk Hikayeleri 2-) Türk Dünyasının Bir Bölümünde Bilinen Halk Hikayeleri 3-) Türk Dünyasının Genelinde Bilinen Halk Hikayeleri Çeşitli ve sayıları pek çok olan Anadolu Halk hikayeleri, çok değişik kaynaklardan gelmişlerdir. Bunlar arasında, kökleri binlerce yıl önceki Türk tarihinin derinliklerinde olanlar bulunduğu gibi, yeni olaylardan doğanlar veya yabancı kültürden aktarılanlar da vardır. Halk hikayelerini kaba bir sınıflandırma ile, aşağıdaki türlere ayırabiliriz: 1) Destanlar ve Destanımsılar 2) Tarihler ve Menkıbeler 3) Aşık Hikayeleri 4) Masallar, Fıkralar ve Efsaneler 1) Destanlar ve Destanımsılar: Destan, kelime anlamı olarak Epos demektir; destanın diğer bir türü olan aşık şiirinde tamamen farklıdır. Destanın başlıca niteliği uzun soluklu bir anlatım olmasıdır. Örneğin Oğuzlardan bize kalmış Dede Korkut Kitabı adlı destan, dresden yazmasında 12 boy ve 300 sa... Devamı

Cervantes'in aşkı

2008-03-11 23:00:00

  Dünyada yazılmış ilk roman sayılan Don Kişot'un İspanyol yazarı Cervantes, ellili yaşlardayken kendisinden otuz yaş küçük, restoranda garsonluk yapan bir kıza aşık olur ve bu aşkını ilan eder. kız şöyle cevap verir: Eğer otuz yıl önceki yaşlarınızda olsaydınız belki size bakardım! Cervantes onurunu kurtarmayı başarır: Evet, otuz yıl önce de bu restoranta gelmiştim ama o zaman burda annen vardı.ben de ona, şimdi senin bana verdiğin cevabı vermiştim. Devamı

Ferhat ile Şirin Hikayesi - Efsanesi Özeti

2008-03-10 11:22:00

İçerik şuraya taşındı. Tıklayın. http://esozluk.net/ferhat-ile-sirin-hikayesi-efsanesi-ozeti/ Devamı

Ergenekon Destanı hakkında bilgi - özeti

2008-03-06 21:49:00

Göktürkler'in yeniden türeyişini anlatan bir Türk destanıdır. Genel olarak, düşman tarafından hile ile yenilgiye uğratılan Türklerin, Ergenekon Ovası'nda yeniden türeyip tekrar eski yurtlarına dönerek düşmanlarıyla çarpışmalarını ve zaferlerini anlatır. destanın özeti için tıklayın   anasayfa Devamı

Ödev Ödev