Serveti Fünun Edebiyatında Hikaye ve Roman Özellikleri

2011-01-10 22:18:00

Hikâye ve romanda teknik yönden gelişme gözlenir.  Kısa hikâye, bu dönemde edebiyatımıza girer.  Hikâye ve roman edebî bir çizgiye ulaşır.  Batılı anlamda Türk romanı bu dönemde yazılır. Roman tekniği modern ve sağlamdır. Olayların örgüsü, işlenişi ve konuşmalar başarılı bir biçimde verilir.  Eserde, yazar kişiliğini gizler. Psikolojik romanın ilk örneği, bu devrede görülür (M.Rauf, Eylül). Kişilerin ruh durumları anlatılır ve çözümlenir; sosyal hayat tasvir edilir. Gerçek hayat sahnelerine yer verilir (H. Cahit, Hayâl içinde). Hayatta görülen ve görülmesi mümkün olan olay ve kişiler anlatılır. Tip yaratmada, tasvir ve portrelerde başarı sağlanır.  Realist ve natüralist çizgiye yaklaşılır. Realizm ve natüralizm vb... edebî akımlar örnekleriyle birlikte edebiyatımıza girer. Romanda romantizmin etkisi belirgin biçimdedir.  Zamanla realizme yönelme başlar. Roman içinde yaşanılan toplum yaşantısı dile getirilir.  Batıya ayak uydurma yolundaki çabalar, romana konu olur.  Sanatçının yol gösterici olduğuna inanan romancılar, batılılaşma sürecinde kendilerine göre uygun buldukları örnekleri romana sokarlar (H. Ziya, Aşk ı Memnu). Romanda, sosyal davalara yer verildiğine rastlanmaz.  Çevre özelliklerinden ve milli konulardan yoksundurlar. Konularını İstanbul'daki seçkinler tabakasından -özellikle- batılı çevrelerden alırlar. Bu nedenle "Salon edebiyatı" oluşturdukları öne sürülür. Aydınlar için yazmış olmaları, halktan uzaklaşmalarına neden olur. Klâsik vak'a hikâyesi, Halit Ziya ile doruk n... Devamı

Mevlana Sözleri

2011-01-09 21:56:00

-Yine gel, yine gel, her ne olursan ol yine gel İster kafir, ateşe tapan, putperest ol yine gel Bizim bu dergahımız ümitsizlik dergahı değildir Yüz defa tövbeni bozmuş olsun da yine gel."   -Kendine gel, yepyeni bir söz söyle de dünya yenilensin! Sözün öylesine bir söz olmalı ki dünyanında sınırını aşmalı. Sınır nedir, ölçü ne? Bilmemeli!"   -Ya olduğun gibi görün, Ya da göründüğün gibi ol. -Biz birleştirmek için geldik, ayırmak için değil   -Güzel söyle de halk, yüzyıllar boyunca okusun. Allah'ın dokuduğu kumaş ne yıpranır, ne eskir.   -Kisi günese yüzünü döndü mü, gölgesi arkasinda kalir. Artik o nereye giderse gitsin, gölgesi hep pesinden gelir. Lakin kisi günese arkasini dönerse gölgesi hep önünde kalir. Ne kadar ugrassa da gölgesini yakalayamaz. Işte bunun gibi, insan, Allah'a yüzünü dönerse, mal-mülk, aile ve çoluk çocugu aynı gölgesi gibi onun pesinden kosar. Fakat kişi Allah'a arkasini dönerse o kişi mal ve iyalim peşinden ne kadar koşarsa koşşun, gölgesini tutamayacagi gibi onlara nail de olamaz."   -Herkesin aynı şeyi düşündüğü yerde kimse fazla bir şey düşünmüyor demektir.   -Aşk etinden topuğuna kadar işlemiş bir nasırdır. Ya canın acıya acıya adım atacaksın yada canını acıta acıta söküp atacaksın. Her iki yolda da tek bir gerçek olacak. Canın çok ama çok yanacak.   -Can konağını aramadaysan, cansın; bir lokma ekmek arıyorsan ekmeksin, bir damla su arıyorsan susun, zulmün peşindeysen zalimsin, aşkı arıyorsan âşıksın, Gönlün neye kapılmışsa O’sun sen. Şu nükteyi biliyorsan, işi ... Devamı

Mevlana'ın Hayatı Eserleri

2011-01-10 07:48:00

   Mevlâna 30 Eylül 1207 yılında bugün Afganistan sınırları içerisinde yer alan Horasan yöresinde, Belh şehrinde doğmuştur. 17 Aralık 1273'de ölmüştür.    İslam ve tasavvuf dünyasında tanınmış bir Türk şair, düşünce adamı ve Mevlevi yolunun öncüsüdür.     Mevlâna'nın babası Belh şehrinin ileri gelenlerinden olup sağlığında "Bilginlerin Sultanı" ünvanını almış olan Hüseyin Hatibî oğlu Bahaeddin Veled'dir. Annesi ise Belh Emiri Rükneddin'in kızı Mümine Hatun'dur.   Sultânü'l-Ulemâ Bahaeddin Veled, bazı siyasi olaylar ve yaklaşmakta olan Moğol istilası nedeniyle Belh'ten ayrılmak zorunda kalmıştır. Sultânü'l-Ulemâ 1212 veya 1213 yıllarında aile fertleri ve yakın dostları ile birlikte Belh'ten ayrıldı.   Sultânü'l-Ulemâ'nın ilk durağı Nişâbur olmuştur. Nişâbur şehrinde tanınmış Mutasavvıf Ferîdüddin Attar ile de karşılaşmıştır. Mevlâna burada küçük yaşına rağmen Ferîdüddin Attar'ın ilgisini çekmiş ve takdirlerini kazanmıştır.   Sultânü'l-Ulemâ Nişâbur'dan Bağdat'a ve daha sonra Kûfe yolu ile Kâbe'ye hareket etti. Hac farizasını yerine getirdikten sonra dönüşte Şam'a uğradı. Şam'dan sonra Malatya, Erzincan, Sivas, Kayseri, Niğde yolu ile Lârende'ye (Karaman) geldi. Karaman'da Subaşı Emir Musa'nın yaptırdıkları medreseye yerleşti.   1222 yılında Karaman'a gelen Sultânü'l-Ulemâ ve ailesi burada 7 yıl kaldı. Mevlâna 1225 yılında Şerefeddin Lala'nın kızı Gevher Hatun ile Karaman'da evlendi. Bu evlilikten Mevlâna'nın Sultan Veled ve Alâeddin &... Devamı

Kul Nesimi Hayatı, Eserleri ve Şiirlerinden Örnekler

2011-01-06 16:28:00

Bağdat'ta doğmuş ve 1404 tarihinde Halep'te derisi yüzülerek öldürülmüştür. Tasavvuf şairi Seyyit Nesimî ile XVII.yüzyılda yaşadığı sanılan Kul Nesimi'yi birbirine karıştırmamak gerekir. Asıl adı Ali olan Kul Nesimi'nin yaşamı pek bilinmiyor. Cahit Öztelli'nin yaptığı son araştırmaya göre, "XVII. yüzyılın ünlü Bektaşî ve Hurufî şairidir. Soyu XIV. yüzyılın ünlü şairlerinden ve Yunus Emre izleyicilerinden Sait Emre'ye dayanır, iran Safavi şahlarının Anadolu üzerindeki egemenliğini sağlamak yolunda sürdürülen siyasal çabalara katılmış, bu yüzden Alioğlu ve Dedemoğlu'yla birlikte kovuşturmalara uğramıştır. Sonunun nasıl bittiğini gösterecek belge yoktur." Kul Nesimi'nin doğum yeri ve yılı gibi ölüm yeri ve yılı da bilinmiyor. Ancak şiirlerinden 1668'de sağ olduğu, Bektaşiliğe bağlandığı, sağlam bir öğrenim gördüğü, tasavvuf ve din konularını iyi bildiği anlaşılıyor. Aşağıdaki dizeler Bektaşiliğinin kanıtıdır: Meşrebidir herkese yâran dur Bektaşiler Kimse bilmez sırlarını seyran olur Bektaşiler Biz târık-ı Bektaşiyiz zikrederiz Hakkı biz Kul Nesimi'nin hem hece, hem de aruzla şiirleri vardır. İki ölçüyü de beceriyle kullandığı, inancıyla sanatını atbaşı götürdüğü görülmektedir. Aşk konusuna da değinmekle birlikte, daha çok din ve tasavvuf inancını yansıtan lirik nefesleriyle ün kazanmıştır. Bunlardan bazıları bestelenmiştir. Eserleri: Kul Nesimi'nin şiirleri Cahit Öztelli'nin şu kitabında bir araya getirilmiştir: Kul Nesimî (1969). BEN YİTİRDİM BEN ARARIM (Bu şiirini Mahsun Kırmızıgül türkü olarak söylemiştir.) Ben yitirdim ben ararım Yâr benimdir kime ne Gah giderim ö... Devamı

Halk Edebiyatı Şairleri

2011-01-05 11:31:00

YUNUS EMRE: (13.yy) Tasavvuf düşüncesini benimseyen şair Tanrı aşkını ve insan sevgisini dile getirmiştir. Tekke edebiaytının en lirik şairidir. Halkın konuştuğu Türkçeyi bir edebiyat dili haline getirmiştir. Yalın ve içten bir söyleyişi vardır. Zaman zaman aruz ölçüsüyle ve divan edebiyatı anlayışıyla da şiirler yazmıştır. Tüm insanların eşit ve kardeş olduğuna inanmış; dil, din, ırk ayrımı yapılmasına karşı çıkmıştır. Türkçe divan sahibi ilk şairdir. Ayrıca Risaletü’n-Nushiyye adlı öğretici bir mesnevisi vardır. Daha fazla HACI BAYRAM VELİ : XIV.yüzyıl ikinci yarısıyla XV. Yüzyılın ilk yarısında yaşamış bir tasavvuf şairidir. Bayramiyye tarikatını kurmuştur. Yunus Emre etkisinde sade bir dil ve lirik bir anlatımla dile getirdiği şiirlerinden yalnızca birkaç tanesi bilinmektedir. KAYGUSUZ ABDAL: (16.yy) Softa görüşle alay eden özgür düşünceli bir Bektaşi şairidir. Hem heceyle hem de aruzla yazılmış şiirleri vardır. PİR SULTAN ABDAL: (16.yy) Alevi-Bektaşi şiir geleneğinin en ünlü şairidir. Dinsel inançların etkili olduğu bir ayaklanmanın önderliğini yapmış, asılarak öldürülmüştür. Şiirini bir araç olarak kullanmasına rağmen kuru bir öğreticiliğe düşmemiş, şiirini duygu yönünden de beslemiştir. KÖROĞLU: (16.yy) Çoğunlukla koçaklama türünde örnekler vermiş coşkulu şiirler söylemiştir. Bolu Beyi’yle olan mücadelesi efsaneleşen şair, halkın gönlünde yerini almıştır. KARACOĞLAN: (17.yy) Din dışı konularda yazmış, yaşama sevinci, insan ve doğa sevgisini dile getirmiştir. Âşık edebiyatının duygu yönünden en zengin ve güçlü şairidir.. Hayatı hakkında kesin bilgilere sahip olmadığımız Karacaoğlan’ın XVI ya da XVII . yüzyılda G&uu... Devamı

Halk edebiyatının özellikleri

2011-01-03 02:02:00

Halk Edebiyatı, sözlü edebiyatın uzantısıdır. Halkın yarattığı sözlü eserlerden oluşur. Dil, biçim, konular, duyarlıklar bakımından halk kültürüne sıkı sıkıya bağlıdır. HALK EDEBİYATININ GENEL ÖZELLİKLERİ * İslamiyet'ten önceki edebiyatımızın İslam uygarlığı içindeki biçimidir. Bir anlamda sözlü edebiyat dönemimizin gelişmiş biçimi olarak düşünebiliriz. * Halk edebiyatı ürünleri yazılı değildir. Müzik eşliğinde sözlü olarak oluşur. * Divan edebiyatında olduğu gibi şiir yine egemen türdür. * Şiirlerde başlık yoktur, biçimiyle adlandırılır. * Nazım birimi dörtlüktür. * Ölçü, hece ölçüsüdür, En çok yedili, sekizli, on birli kalıplar kullanılmıştır. * Şiirlere genel olarak yarım uyak hakimdir. * Dil halkın konuştuğu günlük konuşma dilidir. * Halk edebiyatı gözleme dayalıdır. Benzetmeler somut kavramlardan yararlanılarak yapılır. Söyledikleri her şey gerçek yaşamdan alınmadır. Özellikle 18. yüzyıldan itibaren halk şairleri, divan şairlerinden etkilenerek aruzun belirli kalıplarıyla şiirler yazmayı denemişlerdir. Hatta divan şiirinin mazmunlarını da kullanmışlardır. Bu durumun ortaya çıkmasında halk şairlerinin, aydınlar ve divan şairlerince hor görülmelerinin, değersiz ve güçsüz sayılmalarının etkisi de vardır. Halk şiirinde “mâni” ve “koşma” tipi olarak iki ana biçim vardır. Aslında az sayıda olan öteki biçimler bu iki ana biçimden çıkmıştır. Dizelerin kümelenişi, dizelerin hece sayısı ve uyak düzeni bakımından özellik gösterenler “biçim”, biçimi ne olursa olsun konu bakımından benzerlerinden ayrılanlar da tür adı altında toplan... Devamı

Halk Edebiyatı Nazım Şekilleri

2010-05-07 10:09:00

  Halk Edebiyatı Özellikleri I.  Anonim Halk Şiiri Nazım Biçimleri: MÂNİ: Halk şiirinde en küçük nazım biçimidir. Yedi heceli dört dizeden oluşur. Uyak düzeni aaxa şeklindedir. Birinci ve üçüncü dizeleri serbest, ikinci ve dördüncü dizeleri uyaklı mâniler de vardır (xaxa). Mânilerin ilk iki dizesi uyağı doldurmak ya da temel düşünceye bir giriş yapmak için söylenir. Temel duygu ve düşünce son dizede ortaya çıkar. Başlıca konusu aşk olmakla birlikte bunun dışında türlü konularda da yazılabilir. Le beni eyle beni                                                   İpek yorgan düreyim Elekten ele beni                                                     Aç koynuna gireyim Alacaksan al artık                                                Açıldıkça ört beni Düşürme dile beni                                      ... Devamı

Peyami Safa Hayatı, Edebi Kişiliği, Eserleri

2010-04-19 23:41:00

Gazeteci, yazar ve Türk edebiyatının en büyük romancılarından biri... 1899 yılında İstanbul'da doğdu. Meşhur şair İsmail Safa'nın oğludur. Düzenli bir öğrenim göremedi. Kendi kendisini yetiştirdi. 13 yaşında hayata atıldı. Posta Telgraf Nezaretinde çalıştı. Öğretmenlik (1914-1918) ve gazetecilik (1918-1961) yaptı. Hayatını yazıları ile kazandı. Kardeşi İlhami Safa ile Yirminci Asır adlı bir akşam gazetesi çıkardı. Bu gazetede, "Asrın hikâyeleri" adıyla ilk hikâyelerini imzasız yayınladı (1919). Kültür Haftası (21 sayı, 15 Ocak-3 Haziran 1936) ve Türk Düşüncesi (63 sayı, 1953-1960) adlarında iki dergi çıkardı. Tasvîr-i Efkâr, Cumhuriyet, Milliyet, Tercüman, Son Havadis gazetelerinde yazdı. Oğlu Merve'yi, askerliğini yaptığı sıra kaybetti. Bu olay onu, çok sarstı. Bir kaç ay sonra, 15 Haziran 1961 tarihinde, İstanbul'da öldü. Edirnekapı Şehitliği'nde gömülüdür. Öldüğü zaman Son Havadis gazetesi başyazarı idi. Peyami Safa kendi kendisini yetiştirmiş ender şahsiyetlerden biridir. Fransızcayı, Fransızca gramer kitabı yazabilecek kadar öğrenmiştir. 43 yıl hiç durmadan yazmıştır. Güçlü bir fikir adamı, romancı ve polemikçidir. Nâzım Hikmet, Nurullah Ataç, Zekeriya Sertel, Muhsin Ertuğrul ve Aziz Nesin'le polemiğe girişmiştir. Peyami Safa, edebî değeri olmayan romanlarını "Server Bedi" imzası ile yayınladı. Sayıları 80'i bulan bu eserler arasında; Cumbadan Rumbaya (1936) romanıyla, Cingöz Recai polis hikâyeleri dizisi en ünlüleridir. Ayrıca ders kitapları da yazdı. Peyami Safa'nın fıkra ve makalelerinde sağlam bir mantık dokusu ve inandırıcılık görülür. Romanlarında olaydan çok tahlile önem verir. Toplumumuzdaki ahlâk &cce... Devamı

Bir Kez Gönül Yıktın İse - Yunus Emre

2010-04-14 04:05:00

Bir kez gönül yıktın ise Bu kıldığın namaz değil Yetmiş iki millet dahi Elin yüzün yumaz değil Bir gönülü yaptın ise Er eteğin tuttun ise Bir kez hayır ettin ise Binde bir ise az değil Yol odur ki doğru vara Göz odur ki Hak'kı göre Er odur alçakta dura Yüceden bakan göz değil Erden sana nazar ola İçin dışın pür nur ola Beli kurtulmuştan ola Şol kişi kim gammaz değil Yunus bu sözleri çatar Sanki balı yağa katar Halka matahların satar Yükü gevherdir tuz değil   Yunus Emre Devamı

Halit Ziya Uşaklıgil'in hayatı, eserleri, edebi kişiliği

2010-04-07 22:07:00

1867'de İstanbul’da doğdu. 23 Mayıs 1945’te İstanbul’da yaşamını yitirdi. "Uşakizadeler" olarak tanınan İstanbullu bir aileden Hacı Halit Efendi'nin oğlu. Fatih Askeri Rüştiyesi'nde öğrenime başladı. Babasının işleri bozulunca ailesi İzmir’e taşındı. İzmir Rüştiyesi'ne girdi. Özel Fransızca dersleri aldı. Avusturyalı Katolik rahiplerin yönettiği Mechitariste Okulu'na devam etti. 1884'te son sınıftan ayrılarak babasının ticarethanesinde çalışmaya başladı. İzmir Rüştiyesi'nde Fransızca öğretmenliği yaptı. Osmanlı Bankası'nda çalıştı. İzmir İdadisi'nde Fransızca ve edebiyat dersleri verdi. 1893'te İstanbul Reji İdaresi'nde Başkatip oldu, İstanbul’a taşındı. 2'nci Meşrutiyet'in ilanından sonra reji komiserliğine getirildi. Darülfünun'da (İstanbul Üniversitesi) Batı edebiyatı ve estetik dersleri verdi. 1909'da İttihat ve Terakki'nin önerisiyle Mabeyn Başkatibi oldu. 1911'de Meclis-i Âyan üyeliğine seçildi. Daha sonra üniversiteye döndü. Siyasi görevlerle Fransa, Almanya ve Romanya'ya gitti. İttihat ve Terakki'nin iktidardan düşmesinden sonra Reji İdaresi Yönetim Kurulu Başkanlığı'na getirildi. Cumhuriyet'ten sonra Yeşilköy'deki yalısına çekildi. Edebiyat yaşamına çeviriler ve şiirle başladı. İzmir'de 1884-1885 arasında Nevruz dergisini, 1886’da Hizmet gazetesini çıkardı. 1896'da Edebiyat-ı Cedide topluluğuna katıldı. Servet-i Fünun dergisinde kendisine büyük ün sağlayan romanları tefrika halinde yayınlandı. 1901'de yazarlığı bıraktı. İkinci Meşrutiyet'ten sonra tekrar yazmaya başladı ama 1923'e kadar bunları yayınlamadı. İzmir'de yazdığı ilk kısa romanlarda acıklı, duygusal bir anlatımla karşılıksız sevgiyi konu aldı. 1895'te yayınlanan &qu... Devamı

Atatürk'lü Anadolu Sigorta Reklamı

2010-04-07 12:21:00

İş Bankasının Atatürklü bir reklam filmi vardı. Yine İş Bankası'nın bir kuruluşu olan Anadolu Sigorta da yine bir Atatürklü reklam filmi çekmiş. İlginç olan, Atatürk'ü oynayan kişinin Atatürk'e ne kadar benzediği yollu tartışmaların yapılması. Halbuki reklam içeriğine dikkat edilirse, her zaman olduğu gibi, yine Atatürk'ün bir reklam malzemesi olarak kullanıldığı kolaylıkla farkedilebilir. Kimse işin bu tarafında değil ne yazık ki. Bir diğer konu ise güya Anadolu Sigorta'nın fakir köylünün arkasında olduğu ve "asla kaybetmeyeceği" fikrinin sunulması.... Reklama göre Atatürk, Büyük Erzincan depreminden sonra yıkılmış kerpiç evlerin arasında dolaşıyor ve halkı teselli ediyor. Ardından Anadolu Sigorta'nın kurulmasını emrediyor. O günler çook geride kaldı ama yakın zamanda da yine bir Erzincan depremi oldu ve 41 kişi yine o kerpiç evlerin yıkıntıları arasında can verdi. Taa Atatürk'ün zamanında kerpiç evlerin altında ölenler yine bugün o kerpiç evlerin altında ölmeye devam ediyorken Anadolu Sigorta ise Atatürk'ü reklamlarında kullanmaktan ve milli duygularımızı sömürmekten başka bu fakir Anadolu köylüsü için ne yapmış bir soran yok. Lütfen, gariban insanları kullanarak halkımızın milli duygularını ve Atatürk sevgisini sömürmekten vazgeçin artık. Devamı

Özel Okul - Devlet Okulu Farkı

2010-04-07 00:43:00

Sadece bir şaşkınlık ifadesi :) Devamı

Uyan Ey Gözlerim Gafletten Uyan

2010-04-07 00:13:00

uyan ey gözlerim gafletten uyan uyan ey uykusu çok gozlerim uyan azrailin kastı canadır inan uyan ey gözlerim gafletten uyan uyan ey uykusu çok gozlerim uyan semavatın kapılarını açarlar alemlere rahmet suyu saçarlar seherde kalkana hulle biçerler uyan ey gözlerim gaflletten uyan uyan uykusu çok gözlerim uyan Devamı

Ödev Ödev